Güneşin ülkesi Likya Uygarlığı’ndan bize yadigar kalan ve dünyanın en iyi yürüyüş rotalarından biri kabul edilen Likya Yolu yürüyüşümüze ait notlarımı derlemeye ve harika manzaralarını sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. 😊
Faralya’daki otelimizin Kelebekler Vadisi manzarasına nazır balkonunda kahvaltı ederek güne başlıyoruz. Bugün yürüyüşümüz saat 10.00 gibi Ovacık’ta bulunan o çok meşhur Likya Yolu başlangıç tabelasının altından başlayacak. 😊 Kozağaç ve Kirme üzerinden akşamüzeri 17.00 sularında Faralya’ya varmış olacağız.
Seyahat notlarım Nisan ayı sonlarına ait o sebeple diyebilirim ki hava gölgede serin güneş altında yürüyüş için oldukça tatlıydı. Yol boyunca mis gibi çam, defne ve kekik kokuları eşliğinde yürüdük. Yukarılara çıktıkça tabiatın ve turkuazın her tonuyla eşsiz Fethiye koyları manzaraları ile büyülendik. Likya’nın ışığının rehberliğinde, tarihin ve denizin izini sürüyoruz.
Likya’nın güneşe teslim koylarıyla ilgili en güzel tanımı sanırım Likya Yolu isimli rehber kitabın yazarı Kate Clow yapmış; Clow bu rotada öne çıkan yerleri şöyle aktarıyor “Ölüdeniz’in soluk altın rengi hilalinin içerisinde, çivit mavisi denizde, yapboz parçalarını andıran koyu renk adalara bakan manzaraları sayabiliriz.” (Clow, 2014, s.61)
Denize maviliğini bu denli cömertçe veren gökyüzüne başımızı kaldırdığımızda ise kelebekler gibi uçan onlarca paraşütle karşılaştık. 😊 Hemen yanı başımızda yükselen Babadağ’dan yapılan yamaç paraşütü adrenalin sevenler için oldukça popüler görünüyordu. 😊
Saat 13.00 civarında Karaağaç’taki Halil’s Cafe’de gözleme molamıza verdik. Otlu peynirli olanlara bayılıyorum, bir de yanında kendi yaptıkları baldan ikram ettiler. 😊
Molada ayaklarımızı da biraz dinlendirip yürüyüşümüze Kıdrak plajını yukarıdan göreceğimiz şekilde devam ettik. Yol boyunca çok çeşitli renklerde kelebekler gördüm ve mis kokulu dağ kekikleri topladım. Çalılıklardan gelen gizemli hışırtıların sebebi ise genelde kaplumbağalar oluyordu. 😊
Süphan Dağcılık’tan rehberimiz Melike’nin keyifli soruları ile ekipçe sohbet ederek yürüyüşe devam ettiğimiz anlar seyahatin unutulmaz anlarından oldu benim için. Örneğin bir tanesinde, bu tarz doğa seyahatlerinde bir yol arkadaşının sahip olabileceği en iyi özelliklerin neler olması gerektiğini konuştuk 🙂 En güzel yanıtlar şunlardı sanırım; iyimser olmalı, yardımsever, gerektiğinde suyunu paylaşmalı, çözüm odaklı olmalı, zor şartlarda söylenmemeli ve çevreci olmalı.
Sohbet en son, doğa kapitalist midir den devam ediyordu ki saat 15.30 sularında Kirme üstünden Faralya’ya varmak üzereydik 😊 Burada Likya yolunun bir kısmı asfalt, aşağılara indikçe yapılaşmanın artması gözüme çarpıyor ne yazık ki.
Yol üstünde Lemon Cafe’deki teyze bize yorulmuşsunuz daha yolunuz var, aşağıdaki çeşmenin orada ayaklarınızı suya sokun azıcık dedi 😊 Köylüler yürüyüşe gelenlere alışkın, evlerinin aralarından geçerek yürümeye devam ettik. 16.15 Civarında teyzenin dediği gibi ayaklarımızı çeşmenin soğuk suyuna koyduk, buz gibi kesti ama şahane geldi.
Konakladığımız Keyif Otel’e vardıktan sonra biraz serinlemek için Aktaş koyuna yakın bir kıyıya inmeye karar veriyoruz. Yılın benim için ilk deniziydi 😊 Tüm gün süren yürüyüşün üstüne nasıl güzel geldi 😊 Yalnız çok fazla otel inşaatı burada da gözümüze çarptı, bu konuya 3. günü anlatacağım yazımda bir parantez açıyor olacağım.
Likya Yolu serüvenimizin Faralya – Kabak Koyu arasını yürüyeceğimiz 3. gününe ait ayrı bir yazı gelecek… Takipte kalın!
Sevgiler,
Duygu
Dipnot:
Kate Clow, Likya Yolu, 3.basım, (İstanbul: Hil Basım, 2014), 61.