Yazmak Üzerine
Geçenlerde fark ettim; 8 yaşında yazmaya başladığım ve bazı zamanlar ara vermişsem de devam ettiğim günlüğümün en son sayfasını 18 yaşındayken yazmışım. Kendi satırlarımı okurken çokça isyankar, kendisiyle dalga geçebilen fakat en çok da farkındalık sahibi bir genç kadın gördüm. Ne olmuş da bunca yıl müziğe küsüp enstrümanını bırakan sanatçılar gibi günlüğümü öylece bir rafta kapağını bile açmadan unutmuşum ? Sahi ne oluyor 18 yaşından sonra?
Kendi kendime düşünmeyi, hayal kurmayı çok seven bir çocuktum; ama belirli bir dönemde gerçekler daha baskın hale geliyor yaşamda; üniversite sınavı, iş hayatı, bir düzen kurabilme telaşı, sorumluluklar derken bir patikada buluveriyoruz kendimizi. Yola çıkarken hayal ettiklerimizi patika şartlarında ihmal edebiliyoruz.
Yazmadığım için mi kendimden uzaklaştım yoksa kendimden uzaklaştığım için mi yazamadım, bilmiyorum. Her hâlükârda yazmanın getirdiği nimetlerden kendimi mahrum etmişim. Bu farkındalık beni yıllar sonra aynı günlüğün bir sonraki sayfasını çevirip günün tarihini atıp yeniden yazmaya iten güç oldu. İnsanın ruhunun, zihninin ve bedeninin bir olması o kadar önemliymiş ki. Çok değerli Okulumuzun bana kattığı en güzel düşüncelerden birisidir bu. Kavramların bana çağrıştırdıklarını biraz açmak gerekirse; ruh ile hislerimiz ve sezgilerimiz, zihin ile düşüncelerimizi ve beden ile de hareketlerimizi, davranışlarımızı anlıyorum. Benim hikayemde hepsini aynı çizgiye getirebilmem zaman aldı, önce dağıtıyoruz sonra hatırlayıp tekrar topluyoruz. Çok zor şartlardayken dahi bu üçünü aynı doğrultuya getirebiliyorsak ancak o zaman kendimizle hem hal olabiliyoruz.
İlkokuldayken ingilizce kitaplarımdaki yurt dışı resimlerini kesip bir el işi dersinde mukavva kartona yapıştırmışım. Bir tablo yapmışım kendime ve en tepesine de “Peşlerinden gidecek cesaretiniz varsa bütün rüyalar gerçek olabilir.” yazmışım. Yıllar sonra fark ettim o tablodaki resimlerini kestiğim ülkelerin yarısından çoğuna gittim gördüm ben. Yazmanın ya da bir hayali görselleştirmenin tıpkı kutsal bir söz gibi o hayali gerçekleştirdiğine inanıyorum. Böyle sihirli bir faydası da var yani yazmanın 😊
Anda kalmayı ve odaklanmayı kuvvetlendirdiği de bir gerçek; bununla birlikte yazarak kendi hislerimizle de yüzleşiyoruz. Günün sonunda şöyle bir durup, eli kalbine götürüp, öz şefkat ile ben bugün neler hissettim diye sormak kendimizi tanıma yolculuğumuzun belki de en kilit noktalarından biri. Bunu yapmadığımızda dışarıdaki her şeyi bilmeye ve kontrol etmeye çalışan ama kendi içine uzak yetişkinler oluyoruz. Kendimizi bilmek önemli önce. Farklı birçok kültürde de yer alıyor bu öğreti aslında. Antik Yunan’da Gnothi seauton yani “Kendini bil-tanı” olarak yer alan bu vecize Sokrates’e göre kendimize uygun sorular sorarak içsel yolculuğumuza çıkmak ve vicdanımız ne diyorsa onu öne çıkararak doğruya ulaşmaktan geçiyor.
Alternatif bir Latince versiyonu olan “temet nosce” ifadesinin The Matrix filminde Kahin’in mutfağının girişinde yer aldığı sahneyi hatırlarız. 😊
Tasaavvuf edebiyatımıza baktığımızda ise Yunus Emre’nin o kıymetli dizeleri akla gelir;
“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen
Ya nice okumaktır!”
Tasavvufun edebiyatının olduğu bir coğrafyada yaşamak ne kadar şanslı hissettiriyor anlatamam. 😊
Yaşam başlığındaki ilk yazım bilhassa yazmak üzerine olsun istedim ki yazı maceramın nedenlerini, yıllar sonra hem kendimle yüzleşme, hem değiştiğim yanlarımla tanışma, bazen de en eski değerlerimle buluşma gayemi umarım derleyebilmişimdir. Yazmanın faydalarını daha madde madde yazdığım bir içerik daha gelir belki neden olmasın. 😊
Yazmaya yeniden başlamak kadar bunu okuyucu ile buluşturmak da cesaret isteyen bir eylem oldu benim için. Yıllardır söylüyordum; yazacağım, bir gün elbet, blog açmak herhalde son 5 yıldır yıllık yapılacaklar listemde ilk 3 tedir. 😊
Yapacağını söylemek çok daha kolaydır ya gerçekten yapmaktan ve tabi daha güvenlidir çünkü neden yapamadığınla ilgili bahaneler bulur hemen kendini ikna edersin. Bu sayede başarısız olma gibi bir ihtimalin kalmaz. Yazmak da öyle oldu benim için. Şimdilerde sanırım kendimle daha hem halim, bu da bir cesaret veriyor olsa gerek tabi bir de yolun kendisinden keyif alınca tüm korkular bertaraf oluyormuş.
Küçükken el işi dersimde hazırladığım tabloya yazdığım gibi; “Peşlerinden gidecek cesaretimiz varsa bütün rüyalarımız gerçek olabilir.”
Sevgiler,
Duygu
